Aşk Tutku Hormon Aldatma Yorumu

Aşk Tutku Hormon Aldatma Kitap Yorumu

Aşk Tutku Hormon Aldatma Kitap Yorumu Her yıl şubat ayının 14’ünde Sevgililer Günü’nü kutluyoruz. Sevdiğimize en güzel hediyeleri vermeye, onunla güzel bir gün geçirmeye, ona verdiğimiz değeri göstermeye çalışıyoruz. Türlü türlü hazırlıklara girişiyor, romantizmde birbirimizle yarışıyoruz.

“Aşk; bütün toplumlarda, her kültürde ve tüm zamanlarda var olmuştur ve hemen
hemen her insanın yaşamının bir döneminde en az bir kez yaşadığı evrensel bir duygusal
durumdur. Aşk, yalın bir duygudan öte görkemli bir şeydir. Yakınlık, bağlanma, güven, saygı
ve sevgi gibi duyguları beraberinde getirir. Yoğun bir arzulama hali öne çıkar.” Peki, biz aşk hakkında neler biliyoruz?

Aşk kavramı‘nı merkeze alarak cinsellik, tutku,hormonlar ve aldatma üzerine biraz konuşmaya ne dersiniz? Sizce aşk denen şey nedir?Gerçekte var mıdır? Niçin aşık oluruz? Güzellik nedir? Güzellik göreceli midir? Aşk deyince bunlar ve bunlar gibi gibi pek çok soru insanın zihninde beliriyor. Herkes bu sorulara kendince bir cevap vermeye çalışıyor.

Psikolog Ezgi Horzum, Hürriyet Gazetesi, 18.07.2020 tarihli yazısı,
İnsanlığın var oluşundan beri, edebiyattan, sinemaya, sanatın her dalına konu olan,
savaşlara sebebiyet veren bu konuyu bilimsel bakış açısıyla kendine has üslubuyla ele alan
Doç. Dr. Oytun Erbaş’ın kaleminden “Aşk Tutku Hormon Aldatma” adlı eserini inceleyeceğiz
bu yazımızda. Her zaman olduğu gibi önce yazar hakkında kısa bir bilgi sunalım:

Oytun Erbaş Kimdir

Oytun Erbaş, hepimizin televizyonlarda sıkça izlediği, başarılı bir doktor olup İstanbul
Bilim Üniversitesi’nde doçent olarak Florence Nightingale İstanbul Hastaneleri AR-GE
koordinatörü olarak görev yapıyor.

Oytun Erbaş katıldığı TUS sınavında 7 defa derece yaptı. 2 Eser, soru-cevap formatında yazılmış popüler bilim kitaplarından biridir. Goodreads okurlarınca 3.77 puan ile değerlendirilmiştir. Biraz düşük bir puan olması onun kötü bir kitap olduğu anlamına gelmiyor. Konusu itibariyle ilgi çekici, inceliğine nazaran içeriği dolu dolu bir kitap. Siyah Kuğu Yayınlarından çıkmıştır.

Birinci bölüm, “ Âşık Olmaya Hazır mısınız? “ sorusuyla başlıyor. Bu soru beni
şaşırtmış ve bende bir merak uyandırmıştı. Aşk ve bağlanma konusunu ele alarak giriş
yapıyor. Ardından eşcinsellik mevzusunun biyolojik/fizyolojik bir temeli var mı yok mu
sorusunu cevaplandırıyor. Sıkı durun! Bu bölümde ilginç bilgiler bulacaksınız. Bu konu beni
biraz irrite etse de bilgilendirici bir bölüm oldu.

Kimi insanlar vardır; sık sık ellerini yıkarlar. Yamuk duran tabloları düzeltmek
konusunda çok isteklidirler. Düzeltemediklerinde çok rahatsız olurlar. Siz de bu insanlardan
mısınız? “Obsesif” denilen bu insanlar, takıntıları tarafından ele geçirilmiştir. Peki, size birisi
“aşk da bir takıntıdır” dese kabul eder misiniz? Kabul etmelisiniz; çünkü hakikaten aşkın ne
olduğuna dair yaptığınız tanım takıntıyla aynı.

Yaşadıklarınız da takıntılarınızın size yaşattıklarıyla aynıdır. Birine bağlanmak, onu düşünmeden edememek, onunlayken yaşanılan hisler, içine düştüğünüz esaret tam bir obsesyonun yani takıntının bire bir ifadesi aslında.

Eserin genelinde hâkim olan iki etki var: Birincisi, soru cevap şeklinde basit bir
anlatım. İkincisi ise bolca mevcut olan resim ve çizimler. Bir yönüyle bilimsel bir yönüyle
popüler bir kitap. Üstelik anlaması zor bilimsel terimlerle sizi boğmuyor. Mevcut terimlerin
anlamlarını da basitçe izah ediyor.

Âşık olduğumuzda vücudumuzda değişiklikler olmaktadır. Kalbimiz çarpmakta,
karnımızda kelebekler uçuşmaktadır. Sarhoşluğa benzer bir his yaşarız. Bunların sebebi
nelerdir sizce? Mesela, “endorfin beyinde üretilen morfindir. Endorfin fiziksel ağrıyı keser,
yani diş ağrısına iyi gelir, psikolojik ağrıya da keser çünkü aslında fiziksel ağrı ile psikolojik ağrının mekanizması aynıdır. Onun için beyinde endorfin arttığında psikolojik ağrı da kesilir.“

(Sayfa 24).İnsan beyninde “accumbens” denen bölge mevcut. Bu bölge, bütün zevklerin
algılandığı ana bölgedir. Bütün zevklerden kasıt nelerdir? Yemek yeme, cinsellik, para
kazanmak, dostlarla sohbet gibi aktivitelerdir. İşte, âşık olduğumuzda da tıpkı diğer
aktivitelerde olduğu gibi “accumbens” denen bölgenin son derece aktif olduğu ortaya
çıkmış.

(Sayfa 27)Candan Erçetin’in “Gamsız Hayat” adlı şarkısını mırıldanıyorum bu kitabı okurken.
Gamsız olmanın bilimsel bir yanı var mıdır? Ya da pesimist (karamsar) olmanın? Tabii ki var.
Bilim adamları “gamsız” denen insanların daha fazla seratonin salgıladığını ve bu serotinin
kalıtsal olduğunu bulmuşlar.

Bu insanlar hayatın türlü dertleri karşısında daha az kaygılanmakta olup bu insanların aile bireyleri de benzer şekilde daha az kaygılı olmaktadır.Annelik, dünya üzerinde en kutsal vazife kabul edilir. Bir annenin evladına olan şefkatinin büyüklüğü hiçbir şey ile kıyas edilemez. İşte bu noktada annelerin evlatlarına duyduğu bu şefkatin hormonal bir temeli söz konusudur. O da “oksitosin” hormonudur.

Nedenini ve nasılını kitaptan öğrenelim.

Hangimiz sevmedik? Hangimiz düşmedik kara sevdaya? Aşk acısı ciğerlerimizi
yakarken dinlediğimiz şarkılar derdimize deva olmaktan çok duygularımıza tercüman
olmuştur. Acılarımızı zamana bırakarak mı, yoksa çivi çiviyi söker diyerek mi dindirdik?
Hangisi çare oldu derdimize? Oytun Hoca’nın kaleminden okuyalım çareyi. (Sayfa 44).

Bu kitabı okurken benim için en çarpıcı nokta her davranışın öğrenilebilir olmasıdır.
İnsan beyninin durağan bir yapı değil, öğrenmeye ve değişmeye müsait bir yapı olması
konusunda çok güzel açıklamalar var. Bu açıklamaların sonunda Santiago Ramòn y Cajal’ın
“Herkes kendi beyninin heykeltıraşıdır” sözünü yazıyor. Bu sözü aşk ve ilişkiler bağlamında
düşünürsek şu sonuca varıyoruz: Bir kişi ne kadar aşk, sevgi ve empati kavramlarına kafa
yorar, okur, düşünür ise o kadar aşk, sevgi ve empati insanına dönüşür. Kesinlikle şunu
diyebiliriz ki “Aşk, kendini yapılandırmış beyinlerin işidir.”

Oytun Erbaş’ın bu eseri, üzerinde dikkatle durulması, ciddi okumalar yapılması gereken bir eser. Konusu itibariyle magazine yönelik gözükse bile ciddi açıklamalar barındırıyor. Yazar, yediden yetmişe herkes tarafından okunsun maksadıyla basitleştirerek anlatmış.

Bu eseri okuduktan sonra David Eagleman’ın “Beyin: Senin Hikâyen” adlı eserini de okumanızı öneririm. Ayrıca aşağıda linklerini verdiğim videoları 3 da izlerseniz pek çok şeyin sebebini öğrenebilir, ilişkilerinizde mutlu olabilirsiniz. Unutmayın: “Aşk, kendini yapılandırmış beyinlerin işidir.”

Okuduğunuz kitaplar hakkında bana yazabilir, yorumlarınızı iletebilirsiniz. Esen kalın.

www.dersaadet.tumblr.com

Yazar:Mesut Yılmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here